21 Temmuz 2010

hüseyni makamı


Sesleri hatırlamıyor olmak güzel bazen, hele hiç duymamış olmak..


Bizde ölüm salât sesleriyle anlaşılır, pekişir. Yaşlı karşı komşunuzun öldüğünü sabahın saçma bir saatinde duyar da tepki vermeyiz, rahmet dileriz sessizce. O vakit işte mahalle camisinden salât sesi duyulur. Evin damına çıkarız, göz yaşını gizli dökmek isteyen anneler arka bahçeye yol alır. Hüseyni makamda okunan salât sonunu sabırla bekleriz. Sanki imam başka bir isim zikredecek. Olur ya, Y.. teyzemiz o zaman ölmemiş olacak, öyle hayal ederiz. Göz yaşlarımız “Mahallemiz sakinlerinden Y.. vefat etmiştir, cenazesi öğle namazını mütakiben Hunat Camii’nden kalkacaktır, Mevla rahmet eylesin..” anonsuna denk düşer; Y.. teyze ölmüştür.


İçime döktüğüm göz yaşı bu sefer Kilis’te gördüğüm bir cami silüetinin arkasındadır. Babamın ölüm haberinin buradan ulaşmış olmasını öğrenmek kahırdan ağlatır. Acaba ne demiştir imam? Nasıl söylemiştir? “Doğduğu topraklardan uzakta..”, “..cenazesi Kayseri Hunat Camii’nden..”


Şimdi, evimin yarısı Kayseri’ye döndüğümde, iyi ki diyorum, iyi ki, duymadım, bilmedim. Bizde ölümler salât sesleriyle pekişir, iyi ki ben duymadım..