
31 Aralık 2009
Kali Xronia!

20 Aralık 2009
Renkler "ebr" idi zaten göklerde, kaplara düşmeden önce. Aşk çıkardı kutularından, yüzdürdü sularda
19 Aralık 2009
cedric

o artık 9 yaşında.
10 Aralık 2009
8 Aralık 2009
29 Kasım 2009
daim yusuf orti
aldı götürdü beni Ayder'e yeniden.. Kavron'a..
Birgül, Hatice ve Nezahat teyzeye..
var mıydı acaba onların da oğulları?
onlar da fikirleriyle hapsedilmişler miydi?
ölüme yakın vakit doğdukları yere gitme ihtiyacı hissetmişler miydi peki?
ciğerlerine inat tulumlarını alıp onarmışlar mıydı?
son nefeslerini tuluma üflemişler miydi?
daim orti ağıtlarıyla defnedilmişler miydi?!
aldı götürdü beni.. bıraksa keşke orada, gelmesem buralara..
25 Kasım 2009
on strike

15 Kasım 2009
13 Kasım 2009
3 Kasım 2009
son
30 Ekim 2009
son
29 Ekim 2009
25 Ekim 2009
24 Ekim 2009
ordan bi craft,bi grafon!
21 Ekim 2009
ordan bi craft,bi grafon!
13 Ekim 2009
Ben 13 senedir 7 yaşındayım..

10 Ekim 2009
insan neyle yaşar?
insan insanla yaşar demiştim bi vakit,8 Ekim 2009
olur o, geçer sonra..
6 Ekim 2009
olur o, geçer sonra..
26 Ağustos 2009
Yağmur Ağ'a damla gelir!
yola çıkmaya hazırlanırken, en az bu örümcek ağı kadar güçlü olmayı istiyorum,
yağmura karşı dik durmayı,
parçalanmamayı..
kuşdili
yürüyüş.. ta 3 sene önce Ayder'den ayrıldığım noktaya doğru, belki yeniden görürüm diye, olmadı.
yok yok yürüdüm, onu göremedim sadece. hala bıraktığım yerde duracağını düşünmekle kendime ziyan verdim zaten,
yol ziyan verdi mi?
-hayır! üstelik bana bunları verdi:
B.... ve H.... teyze :) yürüyordum, az dinlenebilir miyim yanınızda deyip 1 saatlik hatırı kalır bir sohbet ikramı ile karşılaştım. üstüne tatlı niyetine çorap örme öğrenme seansı :) ı-ıh, olmadı :P ben atkı ve kazak örmeye devam edeyim en iyisi..
soluklandım, pek soluk aldım, yukarı devam. Ayder'in sayılı güneşli günlerinin sayılı saatlerinden biri :) açıldım, saçıldım, ip askılı bir üst, yarı uçuş uçuş bir pantolon, bodrum sandaletleri.. :P sanki rotayı fena halde şaşırmış bir Olympos yolcusuyum:
-(beni turist sandığından kelli) heey cüzel memleketum, cüneşuni açaysun, açtıraysun.. ne cüzel bir cün ki ha boyle insanlar condereysun!
(monolog sahibini 1-2 metre geçtikten sonra diyalogu başlatırım)
+ben türkçe biliyorum :):)
-olsin da! cüzele cüzelsin demali :)
+peki madem. teşekkür ederim :):)
az daha gittim uz daha gittim, yamacın kenarında çok hoş bir kamp alanı gördüm. sanırım seneye pansiyonlara para dökmeme gerek kalmayacak.
dönüş yolunda gelin tülüne bir kez daha uğradım, çıkışında görmediğim N....... teyzeyle karşılaştım: O da çorap örüyordu-sanırım bu bir işaret :p
hoş beş nerden geldin nereye gidiyorsun muhabbetinden sonra:
-tek mu celdun buraya?
+evet teyzecim tek başıma
-dee! yok midur senin arkadaşun?
+olmaz olur mu var, ama yalnız gelmek istedim :)
-özel arkadaşun da mi yoktur?
(sevgiliyi soruyor heralde diye anlama sevinci-hafif yavşak bir ifadeyle)
+yok teyzecim, öyle tek başıma geldim işte, canım istedi
-buralar özel arkadşunla cezilecek yerlerdur, dertlenmişun sen, yalnız kalacağum diye tutturiysun
+...
-...
sayamadığım, sayıp da yazmak istemediğim uzunca bir devamı var yukarısının.. belki de N...... teyzenin tek başına gelin tülü şelalesinin önünde çorap örüyor olmasıyla benim Ayder'de yine orada yalnız olmam..
eh, kuvvetin de sabrın da (b)ulaşsa bana keşke!!
laz böreği, ardı arkası bitmeyen çaylar,
muhlama-yine
kara yemiş,
türk kahvesi, mesnevi, şömine başı,
bir de yarım kalan çay.
nasıl gideceksem ben?
nasıl gelebilirim ki yine ben? ya da yaşarım?
isterim!
24 Ağustos 2009
Ayder
22 Ağustos 2009
samsun
yatmak üzereyken 5.42 itibariyle uykum kaçıyor, uyanıyorum..
içimden hs..ktiri hayatımda hiç hayır diyemeyişime ve nefret besleyemediğime çekmek istiyorum:
onu da yapamıyorum!
bi bok olmuyor..
sonra hayatımdaki değeri ölçüp tarttığında ko gitsin diyorum
sınırlara karşıyken çiz gitsin sınırları!
ben de rahat rahat uyuyayım..
hem daha 2 saatim var,
hayde.
17 Ağustos 2009
Bendir
12 Temmuz 2009
Toprak Meyhanesi

BEN’i çeken kahverengi, yedi mavi mi?
Ya aşk? BEN’i bulduğumda orada zaten olacak olan aşk.. BEN’de birşeyler öz-ler birşeyleri, BEN’i, öyleyse Aşk’ı..
Ya toprak? Desti-Destici? İç geçirerek baktığım toprakta ne var?
İnce bir sevgilinin gül yüzüdür, belki acır.
Şu saraylar yaratan tuğlayı süz, dikkatle:
Belki bir vezir parmağı yahut da hükümdar başıdır.
Öz-lemlerime bakılırsa..
Bitince tazele baştan, hadi, boş durmamalı.
Ben önce davranmazsam bilirim desticiler,
Karıp da desti yaparlar, çürüyen toprağımı.
10 Temmuz 2009
Rakı'nın dedikleri

Geçen gün tanıştık. Buyur ettim masaya, tereddütsüz aldı yerini, bir eli bir bardakta, diğeri diğer bardakta..
..
1922- Güzel Smyrna!
Sıra sıra dizilmiş ampul ışıkları altında bir masada oturuyorum, tahta sandalyemin bir ayağı kısa olsa gerek, ki sanki kasıtlı, bilerek, Roza’yı ve Smyrna’yı dinlerken eşlik edeyim, bir sağa bir sola sallanayım diye yapıyor.
Dedi ki öz-lem’im bunca zaman, iç çekerek bakışım Rakı’ya bundanmış, ah bu gönül arzu edermiş..
Dedi ki meyhane bâtıni evimiz olsun.. İçinde aşk olsun, sarhoş olup olup, sonsuz, heryerde olalım, z-aman-sız olalım, olduğumuz gibi.
zâhir-Kayseri
batın-Lemonadika
9 Haziran 2009
şimdi!

evcil olmak kadar huzurlu gitmek..
sıra susup gitmekte;
rüyamda gördüğüm gibi uçmakta,
ayak uçlarımdaki ılıklığı hissetmekte,
ara ara durmakta, inmekte yere:
kucaklamakta sıra taş duvarları, sokakları, sımsıkı,
aramakta Marika'yı, Thomas'ın yerini;
sonra tekrar havalanmakta,
yaylaya, tepeye, daha tepeye..
sessiz hüzün sevincinde!
2 Haziran 2009
Zâhir-Bâtın
31 Mayıs 2009
makalat
30 Mayıs 2009
YOLdaş, YOLcu!
aynı basamakları çıkıyorsa Yoldaş'tır,
değilse Yolcu'dur.
Yoldaş mı Yolcu mu bilmeye ne gerek,
ya katların birinde karşına çıkar, Yoldaşlık eder;
ya çoktan çıkmıştır, varınca yine yoldaşın..
hiç görmedinse onu ne farkeder,
merdiven çıkmak isteyenin, aşk yaşamak isteyenin.
Yolcu'yu yolundan çevirmek ne demek!
29 Mayıs 2009
Ahh iki gözüm, Marika'm!
nerdesin şimdi?O'ndan sonra nereye gittin?
sürgünden sonra diyorum..
hayır hayır aşktan sonra diyorum..
yavrum Marika'm anlatamıyorum, daha sonra..
olsa olsa Thomas'ın yerindedir diye uğradım, yoktun.
tefin sandalyenin üstünde boynunu bükmüş duruyordu.
seni sordum, bilemedi.
iki gözüm Marika'm, neredesin?
başka bir sürgün mü bu yoksa,
yine git mi dediler sana! ah..
dayanır mı yüreğin başka Αιγαίο Πέλαγος geçmeye gitmeye..
sahi başka var mı Ege'den..
üstünden geçip gittiğinde, varınca başka topraklara,
görüp baktığın: geçmişin sular altında!
ah koca, mavi Ege!
çek sularını!
Marika'm derindedir, boğuluyordur orada..
yok deme, yerinde yoksa nerededir?
sen söyle bari!
ne tefi, ne Ege..
yanık sesine eşlik eden buzuki de bilemedi!
--
hey! durun..
siz Marika'mı izleyen güvercinler değil misiniz?
Marika'mı kaybettim ben..
ararım ki yerde değil, Thomas'ın yerinde..
dipte değil, Ege'nin dibinde..
uçarsınız siz gökte, gördünüz mü yükseklerde?
--
nerede bu kadın?
nereye gider?
sesi de geliyor oysa, sessiz hüzün sevincinde..
seni bulmam için ne gerek?
kaç kere Marika olmam gerek ha söyle Marika mou!
en sonunda gittiğin yeri bilebilmem için..
unutmamam gerek biliyorum ama..
son kez tamam!
son kez yeniden alıyorum tefimi elime,
Thomas'tayım, sandalyeme oturuyorum.
yavrum buzuki sesleri sesime gelir, ben yanık, o da benden..
söz! bu sefer unutumayacağım nereye gittiğimi.
sefil sefil aramayacağım kendimi.
Marika mou! ben Marika.
şimdi burdayım.
ne burada kalacağım,
ne Ege'de,
ne güvercin diyarında!
aman kahvesine gidiyorum, aşk şarkılarına..
25 Mayıs 2009

işaret, ipucu?
ipin ucunu kaçırmadan sormak lazım.
yolu ben mi çizdim
en başından
yusyuvarlak,
döndü bana geldi?
nedir?
başka bir yol mu var?
başka hayat?
hayat var mı hayat?
nedir?
yoksa güç mü geldi ruha?
canlandı, hantal bedenini unuttu!
7 katı koşarak çıkmak ister.
destur!! bre şeytanın yoldaşı
ne gerek koşmaya.
aşkı yaşamak güzel demedin mi sen? uzuunca, bir ömür. hem dünyadaki hiç bir şey bu aşık olunan kadar sadık değil, acaba o da beni sever mi ki demediğinden. o benim diye sahiplenmeyeceğin türden. herkesin aşkı olabilecek kadar kocaman yüreği olan. papatya falına ne gerek,
sen sev,
sen aşık ol yeter.
ol yeter ki.
kapısı bacası, yatağı döşeği, yüreğinin köşesi açık.
ara yeter ki.
şefkat merhamet dolu.
sen iste yeter ki.
ey aşık olacağım!
nedirleri bana göster, bileyim.
beni kabul et geleyim
böyle günahımla kirimle.
pisimle pasağımla
unuttuğum kalbimle.
ah bedenim!
vaktin geçene kadar ruhuna eşlik et.
ne çok sevmişim seni. seninle sınırlı kalmışım.
rüyamda bırakırdın ya beni
sevgiliye sana aşık değilim demek zor
ama
rüyamdaki kadar özgür olmak isterim artık
ah etme sen de ne olur
ben etmedim.
aramak istiyorum
hissetmek istiyorum.
vakti gelince geç git
n'olur!
8 Şubat 2009
huzur ola

"ne şekilde olursa olsun ölüm onursuz bir hayat yaşamaktan daha güzel"
öyle mi?
bir taraftan öyle tabi.
onuru olmayan bir hayat,
onurunu yitirmiş insanlar..
onursuz bir dişlinin içine sıkışıp kalmış bizler.
öyle ya, böyle yaşamak tuhaf. ve ölüm. 'huzurlu'
ama neden ki? o dişli yerinden oynasa, döngü ve insanlar onurunu yeniden bulsa,
yahu yaşam olsa içinde, can olsa!
sen olsan, ben olsam, biz olsak da yine de sen olsan ben olsam.
hayat olsa..
bilmediğimiz ve yaşamadan teslimiyetle güvendiğimiz ölümün huzuru olsa..
huzur ola!










